Şehzade Mustafa’nın Öldürülmesi

Kanuni Sultan Süleyman… Osmanlı’nın zirvesi, İslam dünyasının halifesi, Batı’nın Muhteşem Süleyman’ı. Onlarca yıl tahtta kalan, Orta Avrupa’yı titreten, denizlere hükmeden bir imparatorun belki de en karanlık, en tartışmalı olayı şudur: 1553 yılında kendi öz oğlunu, veliaht şehzadeyi, ordunun ve halkın en çok sevdiği şehzadeyi otağına çağırıp cellatlarına öldürtmesi.
Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi kararı, yüzyıllardır tartışılmaktadır. Kimileri bunu bir babanın kandırılmasının hikayesi olarak anlatır. Kimileri ise bu bir devlet meselesi der. Osmanlı devlet aklının soğuk ve kaçınılmaz bir işleyişi olarak görür.
Osmanlı’da Devletin Bekası ve Şehzade Katli Geleneği
Şehzade Mustafa’nın hikayesini anlamak için önce dönemin sistemini ve zihniyetini anlamak gerekir. Osmanlı’da devletin bekası için, bugünkü ahlaki ölçütlerle değerlendirilemeyecek kadar ağır kararlar alınıyordu. Fatih Sultan Mehmet, kanunnamesinde “Her kimesne ki evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizamı alem için katl etmek münasiptir.” yani kardeş katli vahşet değil, devlet zorunluluğuydu. Aynı şey şehzade katli için de geçerliydi.
Şehzade Mustafa Sevgisi: Güç Mü? Tehdit Mi?
Şehzade Mustafa, Kanuni Sultan Süleyman’ın Mahidevran Sultan’dan doğan ilk oğluydu. Osmanlı şehzadelerine verilen en kapsamlı eğitimi aldı: hat, edebiyat, savaş sanatı, devlet yönetimi. Saruhan, Amasya ve Manisa sancaklarında görev yaparak hem idari hem de askeri deneyim edindi.
Mustafa, yalnızca iyi yetiştirilmiş bir şehzade değildi. Alçakgönüllü ve cömertliği ile bilinir, gerçek anlamda sevilir ve sayılırdı. Yeniçeriler onu açıkça severdi. Seferlerde onun otağına uğrar, el öperlerdi. Halk arasında “Bu adam padişah olursa memleket kurtulur” türünden sözler dolaşıyordu.
Bu sevgi, Mustafa için hem en büyük güç hem de en büyük tehlikeydi. Yeniçerilerin bir şehzadeye bu denli açık bağlılık göstermesi, halkın sempatisini toplaması, sancakta devlet tecrübesi edinmesi aynı anda Kanuni Sultan Süleyman’ın artık yaşlanması, hastalığının ilerlemesi ve seferlere çıkmakta zorlanması başarılı bir başkaldırıyı oluştururdu.
Saray Entrikaları: Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa
Hürrem’in Kanuni üzerinde tartışmasız etkisi vardı. Güçlüydü, zeki, kültürlü ve siyasi zekası yüksek bir kadındı. Hürrem’in oğulları (Başta Şehzade Selim ve Şehzade Bayezid) Mustafa’nın varoluşuyla doğrudan çelişen bir konumdaydı. Osmanlı taht geçişlerindeki kural basitti: tahta kim oturursa, diğer şehzadeler tasfiye edilirdi (öldürülürdü).
Rüstem Paşa ise Hürrem’in kızı Mihrimah ile evlenerek hanedanın içine girmiş, iki kez sadrazamlık makamına oturmuştu. Zeki, soğukkanlı ve hesapçı bir devlet adamıydı. Onun çıkarları da Hürrem Sultan’ınkilerle örtüşüyordu.
Dipnot
Burada kritik bir noktanın altını çizmek gerekir: Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa’nın bu süreçte etkin rol oynadığı kuvvetle muhtemeldir; ama tüm bu olayı onların kurguladığını, Kanuni’nin ise körce inandığını söylemek, hem tarihi hem de Kanuni’yi yanlış okumak olur.
Şehzade Mustafa’nın Öldürülmesi: Otağdaki Sessizlik
1553 yılında Kanuni, İran üzerine sefer için Anadolu’ya geçti. Bu süreçte Rüstem Paşa, Kanuni’ye son derece ağır bir iddia iletti: Şehzade Mustafa, İran Safevi Şahı ile gizlice yazışıyordu ve tahta geçmeyi planlıyordu. (Mühürlü mektupların, gerçek mi yoksa sahte mi olduğu bilinmemektedir. Sahte olduğu düşünülür.)
Kanuni’nin ilk önce inanmadığı, kendisine bu tür şeylerle gelmemelerini söylediği bilinir.
Lakin Sultan Süleyman, Şehzade Mustafa’nın sakal bırakıp, tuğ taktığını öğrenmiştir. (Bu ikisi de şehzadelere yasaktır. Padişahlık alameti anlamına gelir ve bunu yapan şehzade tahtta gözü olduğu mesajını verir. Sakal bırakıp, tuğ taktığı ise yapılan minyatürlerde görülür, kanıtlanmıştır.)
Bunun üzerine Kanuni harekete geçti. Mustafa’ya haber gönderildi: orduya, babasının yanına gelsin. Mustafa’nın bazı danışmanlarının bu daveti tehlikeli bulduğu rivayet edilir ama Mustafa gelmeyi seçti. Belki babasına güveniyordu, belki gerçekten masum olduğu için temiz vicdanıyla geldi, bilinmez.
Şehzade Mustafa, babasının otağına girdiğinde içeride onu bekleyenlerin kim olduğunu bilmiyordu. Otağa girdi. İçeride babası yoktu. Sadece dilsiz cellatlar bekliyordu. Mustafa güçlü bir adamdı. Cellatlarla boğuştu; o kadar şiddetli direndi ki üstesinden kolayca gelinemedi. Bir rivayete göre cellatları kurtulduğu tam kalkarken saray hademeliği de yapan Zal Mahmud Ağa yetişerek şehzadeyi yere düşürüp boğmuştur. Bir diğer rivayete göre Şehzade Mustafa, cellatların elinden kurtulamamıştır. Tam kanıtlanmasa da Kanuni, perdeli bir bölmeden bu sahneyi izlediği ve oğlu ile konuştuğu ifade edilir. Mustafa’nın naaşı otağın önüne serildi.
Mahidevran Sultan, Ordu ve Halkın Yası
Haber orduya yayıldığında yaşananlar, Osmanlı tarihinin en sarsıcı sahnelerinden biriydi. Yeniçeriler ağladı, sakallarını yoldu. Askerler çadırlarına çekildi. Kanuni, kendi ordusunun gözdesini öldürmüştü. Bu öfke doğrudan Kanuni’ye yöneltilemiyordu; bunun yerine Rüstem Paşa hedef alındı. Bazı subayların şikayetleri üzerine Kanuni, Rüstem Paşa’yı sadrazamlıktan azletti. Bu jest, ya orduyu yatıştırmaya yönelik siyasi bir hamleydi ya da Kanuni’nin vicdanının bir yansımasıydı. Lakin Şehzade Mustafa’nın ölümünden sonra askerler arasında çıkan “Şehzade Mustafa öldüyse oğlu var, tahta o geçer!“ dedikodularını işiten Kanuni, torununun da boğdurulmasını emretti ve 7 yaşındaki Şehzade Mehmed boğdurulup, babasının yanına gömüldü.
Şehzade Mustafa’ya çok düşkün olan Şehzade Cihangir de Sultan Süleyman ile sefere gitmiştir. Ağabeyinin ölüm haberini alınca çok üzülmüş ve hasta olmuştur. Daha fazla dayanamamış ve Halep’te ölmüştür.
Şehzade Mustafa, Ereğli yakınlarında hayatını kaybetmişti; naaşı Bursa’ya gönderildi. Mahidevran Sultan oğlunun naaşını teslim almayı reddetti. Günlerce yanından ayrılmadığı rivayet edilir. Mahidevran Sultan’ın derin bir acı duyduğu tüm tarihçiler tarafından kabul edilir.
Mustafa Bursa’da, Muradiye Külliyesi’ne defnedildi. Mahidevran Sultan ise saray nezdinde adeta yok sayıldı; maaşı kesildi, hizmetçileri elinden alındı. Kanuni hayatta olduğu sürece derin bir yoksulluk içinde yaşadı. Kanuni’nin ölümünden sonra tahta çıkan 2. Selim, Hem abisi Mustafa’ya türbe yaptırmış hem de Mahidevran Sultan’a maaş bağlamıştır.
Kanuni Sultan Süleyman, Mustafa’nın ölümünden sonra hiçbir zaman açıkça pişmanlık dile getirmedi. Ama tarihçiler, ilerleyen yıllarda onun sürekli uzaklara daldığı, ağırlaşan ruh halini ve içe kapanmasını aktarırlar. (Bazı kaynaklarda Kanuni’nin oğlunun hatırasına şiirler yazdığı geçmektedir; ancak bu şiirlerin doğrudan Mustafa’yı kast ettiği tartışmalıdır.)
Tarih Ne Diyor?
İlber Ortaylı Yorumu:
En iyi tarihçilerimizden Prof.Dr. İlber Ortaylı‘nın da dediği gibi, Kanuni Sultan Süleyman iyi bir padişahtı. Saray entrikalarını, güç dengelerini, istihbarat ağlarını avucunun içi gibi biliyordu. Ahmak değildi ki Hürrem’le Rüstem’in iki cümlesine inansın. Sadece entrika denirse objektif olmaz. Şehzade Mustafa’da isyan belirtileri vardı. Kanuni’nin seçim şansı yoktu, yapmak zorundaydı.
Şehzade Mustafa meselesi, tarihçiler arasında hâlâ tartışmalıdır ve muhtemelen tartışılmaya devam edecektir.
Bir kesim, Mustafa’yı tamamen masum görür; Hürrem ve Rüstem’i baş sorumlu olarak sunar.
Diğer kesim ise, isyan ve hainlik belirtisi olduğuna ayrıca masum olsa bile bu şüphenin devletin nizam-ı için bile tehdit olduğunu savunur. Bunu saf bir entrika hikayesi olarak değil; güçlenen bir veliahdın yarattığı gerçek devlet krizinin Osmanlı devlet aklı tarafından çözümü olarak yorumlanır.
Gerçek şu ki, Kanuni, onlarca yıllık devlet tecrübesiyle aldığı bu kararı salt bir duyguyla ya da bir manipülasyonla almadı. Önünde hem tehdit işaretleri hem de saray baskısı hem de devlet geleneği vardı. Bu üçünün kesiştiği noktada Mustafa’nın kaderi çizildi.
Halk hafızasında ise Mustafa asla hain olmadı. Anadolu’da onun adına ağıtlar yakıldı. Türküler, adalet arayışının dili oldu. Hem o dönemde hem de şimdi (dizi ve filmlerden görerek) Şehzade Mustafa’nın masum olduğunu kabul ettik.

Sizin yorumunuz nedir?
