Avrupa Hun (Batı Hun) Devleti (375-469)

Orta Asya’nın geniş steplerinden yüzyıllardır süregelen bir göç dalgası nihayet Avrupa kıtasının kapılarına dayandı. Asya Hun İmparatorluğu‘nun çöküşüyle batıya doğru çekilen Hun Türkleri, önce Hazar çevresinde yoğunlaştı, ardından demir gibi bir kararlılıkla Avrupa’nın kalbine yürüdü. Bu hareket yalnızca bir kavmin yer değiştirmesi değil; bugünkü Avrupa milletlerinin ata yurtlarını şekillendirecek ve tarihte Kavimler Göçü‘nü başlatacaktı.
Avrupa Hun Devleti Kuruluşu
Avrupa Hun Devleti’nin kuruluş tarihi tarihçiler arasında tartışmalıdır. Yaygın kabul edilen kuruluş yılı 375’tir. Balamir komutasındaki Hunlar İdil (Volga) kıyılarında belirmiş, Barbar kavimleri (Ostrogot, Vandallar ve Vizigotları) yenilgiye uğratarak Kavimler Göçü’nü başlatmıştır.
(Bir diğer görüş Kama Tarkan adlı bir önder önderliğinde Hazar çevresinde gerçekleştirilen örgütlenmeyi 352 yılına dayandırarak bu tarihi devletin fiilî başlangıcı olarak öne sürmektedir. Genel olarak 352 yılı – Kama Tarkan için bir örgütlenme ve hazırlık süreciydi, tam devlet kuruluşu için 375 yılı – Balamir Han denir.)
Avrupa Hun (Batı Hun) Hükümdarları

ATTİLA DÖNEMİ (434-453)
Avrupa Hun’un altın çağıdır. Attila, 434 yılında amcası Rua’nın ölümüyle ağabeyi Bleda ile birlikte yönetime geçti. İlk başlarda ortak yönetim sürdürülse de 445 yılından sonra tek başına liderlik yapmıştır.
Attila’nın önündeki hedef netti: hem Doğu hem Batı Roma’yı tam bağımlılığa sokmak.
Attilla Han, Doğu Roma’yı Margus antlaşması imzalayarak vergiye bağlamıştır. Doğu Roma antlaşma şartlarına uymayıp, Attila’ya suikast planları düzenleyince, Attilla Birinci ve İkinci Balkan Seferleri düzenleyip kazanmış. Anatolius antlaşması imzalayarak vergiyi üç katına çıkartıldı, savaş tazminatı ödendi ve Tuna’nın güneyindeki bir şerit askerden arındırıldı.
Margus – Anatolius Antlaşması ve Balkan seferlerinin detaylarını buradan okuyabilirsiniz.
Attila, Batı Roma üzerine ilk olarak Galya Seferine çıkmıştır.
Roma, Hunların kapısında diz çökmeden önce dünyayı fethetmişti. Şimdi dünyanın efendisi kapısında diz çöküyordu.
Katalon Ovası Savaşı (20 Haziran 451), tarihin en kanlı çarpışmalarından biri olarak kayıtlara geçti. Attila’nın ordusu ile General Aetius komutasındaki Batı Roma-Vizigot müttefik kuvvetleri 24 saat boyunca savaştı. İki taraf da ağır kayıp verdi. Gece geç saatlerde Batı Roma askerlerini sahadan çekti. Roma’nın “yenilmezlik” imajı yerle bir olmuştu. Ancak kimin galip olduğu kesin olarak bilinmemektedir.
Roma Seferi ve Papa ile Karşılaşma (452)

452 yılında Attila, Alpleri aşarak İtalya’ya girdi. Kuzey İtalya kentleri birer birer düştü; ordu Roma’nın önüne dayandı. İşte tam bu noktada Papa I. Leo, atının üzerinde karargâhı ilerleyen Attila’nın önünde diz çöktü. (Yabancı tarihçiler sadece karşısına çıktığını kabul eder.)
Roma’nın Hristiyan dünyasının kalbi olduğunu dile getirdi ve şehrin tahrip edilmemesini talep etti.
Attila Han kuşatmayı kaldırmıştır, ancak bunun Papa’nın isteğinden çok farklı nedenleri vardı.
- Batı Roma’nın direncinin kırılması
- Türk’ün göçebe Roma’nın yerleşik olmasıyla Türk’lerin asimile olma ihtimali
- Roma’nın Hristiyan dininin merkezi olması (Tüm Hristiyanlar birleşip savaş açabilir)
- Roma’da Veba salgını olması
- Doğu’daki Sasani tehlikesi (Sasani-Doğu Roma-Batı Roma üçgen şeklinde birleşirse Avrupa Hun devleti tehlikeye girerdi)
Not: Attila, Hristiyanlar tarafından anıldığı sıfatlar:
* Tanrı’nın Kırbacı, Tanrı’nın Kamçısı (Hristiyanlar günahlarından dolayı Attila’yı Tanrı’nın gönderdiği ceza olarak görmüşlerdir)
* Cesur Kavimlerin Efendisi (Çok cesur bir lider olduğu için)
* Aresin Kılıcının Sahibi (Rivayete göre Savaş Tanrısı Ares’in kılıcı kimdeyse o kişi ”Yenilmez” olur. Attila’nın yenilmez olduğunu düşündükleri için)
– Attila aynı zamanda Almanların Nibelüngen Destan’ına Etzel, Etla, Etele isimleriyle konu olmuştur.
Attila Han Hakkında Bilinmeyenler
- Suikast Planı
Doğu Roma İmparatoru II. Theodosios, Attila’ya karşı ödeme yükümlülüğünü hafifletmek için alışılmadık bir yola başvurdu: suikast. Saray erkânı Bigila adlı bir Romen’i, elçilik heyetiyle birlikte Hun sarayına gönderdi. Ancak Generallerden Edekon bu planı önceden öğrenerek hükümdarını uyardı. Attila, Bigila’yı bizzat sorguya çekti. Bigila itiraf etti.
Suikastçıyı Roma’ya iade etmek yerine Attila, imparatora sert bir mektup yazdırdı: “Sen ki imparator unvanı taşıyan benim kölem — bana suikast düzenlemeye mi cesaret ettin?” Bu mektup Konstantinopolis’te derin bir sarsıntı yarattı. - Tevazu ve Disiplin: Saraydaki Zıtlık
Attila’nın sarayına giden Bizans elçileri şaşkına döner. Misafirler altın ve gümüş kaplarda yemek yerken, Attila sadece tahta bir tabakta, sade et yerdi. Bu sadelik, ordusuna karşı sergilediği “Lider, halkı gibidir” imajının en somut örneğidir. Latince, Gotça ve Hunca bilir.
Romalı diplomat ve tarihçi Priscus, hükümdarın, “barbar” olarak nitelendirilsede aslında son derece ölçülü, sade ve mütevazı bir yaşam sürmesinden bahseder. - Efsane
Batı kaynaklarında yaygınlaşan “Attila’nın atının bastığı yerde çimen bitmez” ifadesi, Roma propagandasının ürünüdür. Hiçbir birincil kaynak buna benzer olaylardan bahsetmez.
Attila, fethettiği kentleri tahrip etmekten kaçınan, hâkimiyetini koruyarak vergi almayı tercih eden hesapçı bir liderdi. Nitekim Roma ve pek çok İtalya şehrini yakmak yerine teslim almayı seçti. Ancak uzun süre direnen Aquileia şehrine istila ile Dünya Attila Han’ı yanlış tanıdı ya da tanıtıldı. - Gizemli Ölüm ve Mezar
453 yılında eşi İldiko ile evlendiği gece ölmüştür. Bizans’lı eşi zehirlemişte olabilir. Kalp krizi geçirmişte. Nasıl öldüğü tam olarak bilinmez. Defin işleminde görev alan herkes, mezarın yeri bilinmesin diye öldürülmüştür. Bir rivayete göre Attila’nın mezarı bulunduğu gün kıyamet kopacaktır.
Avrupa Hun Devleti’nin Yıkılışı

Attila’nın ölümünden sonra oğulları arasında İlek, Dengizik ve İrnek, taht kavgası başladı. Merkezi otoritenin bozulması siyasi iktidarsızlığı getirdi.
Kalan Hun’lar zamanla Bulgar, Macar ve Kırım Türk’lerinin ataları oldu.
Not: Bugünkü medenî Avrupa ulusları, kimliklerini şekillendiren demografik yapıyı büyük ölçüde Kavimler Göçü’ne borçludur. Bu göç ise Avrupa Hunlarının harekete geçirdiği bir süreçtir. Avrupa, siyasi literatüründe (aslında gerçek anlamı ”Yunan olmayan” olan) ”barbar” Türkler dediği toplulukla büyük ölçüde oluşmuştur.
Bunun yanı sıra Avrupa kültürüne pantolon ve ceket giyme geleneği, at koşum takımı ve üzengi kullanımı büyük ölçüde Hunlar aracılığıyla geçti.
Tarihçilerin Attila Yorumları
Priscus of Panium (Romalı Tarihçi – Attila döneminde yaşamıştır):
– Attila’nın ülkesinde gördüğüm manzara beni hayrete düşürdü. Onun sarayında adaletten yoksun bırakılan bir Romalı ile karşılaştım — ama bu adam Roma’ya dönmek istemiyordu. Hunlar arasındaki adalet, Roma’dakinden daha güvenilir görünüyordu gözünde. Attila ise büyük bir sofra ziyafetinde misafirlerine altın kaplardan servis yaptırırken kendisi tahta bir kapta sade et yedi. Bu adam, gücünü gösteriş üzerine değil, erdeme dayalı otorite üzerine kurmuştu.
Ammianus Marcellinus (Romalı Tarihçi – Attila doğmadan ölmüş, görmemiştir):
– Hunları “akıl yürütemeyen vahşi hayvanlar, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etmekten tamamen yoksun bir kavim” olarak tanımladı.
(Bu yorum, Avrupalı tarih yazımını yüzyıllarca şekillendirdi.)
Edward Gibbon (İngiliz Tarihçi):
– Attila tüm barbarların efendisiydi ve tek hükümdar olmayı hak edecek denli güçlüydü. Ama hedefleri hiçbir zaman salt yıkım değildi; aksine Roma’nın yerini almak, onun mirasına sahip çıkmaktı. Onu sıradan bir yağmacıyla karıştırmak, tarihin en kaba hatalarından biri olur.
Hyun Jin Kim (Güney Kore Tarihçi):
– Avrupa’nın bugünkü ulus-devlet yapısı, Hunların yarattığı büyük kırılmadan bağımsız düşünülemez. Kavimler Göçü Avrupa’yı yıkmadı; yeniden inşa etti. Hunların bu inşaadaki rolü, Batı akademisinin kabul etmek istediğinden çok daha belirleyicidir.
Prof. Dr. Ahmet Taşağıl (Türk Tarihçi):
– Attila hakkındaki abartılı imge, Ortaçağ Hristiyan yazarlarının korkularını yansıtmaktadır. Gerçek Attila, zaferleriyle Türk devlet geleneğinin süreklilik ilkesini Asya’dan Avrupa’ya taşımış; başarısız olmadığı her sahada ölçülü ve hesapçı davranmıştır. Ölümünden sonra ağladığını bildiğimiz savaşçılarının sayısı, onun ne denli güçlü bir bağ kurduğunu göstermektedir.
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu (Türk Tarihçi):
– Attila’yı Hristiyan Avrupa’nın gözüyle değerlendirmek büyük bir yanılgıdır. Kendi geleneği içinde o, devlet adamlığını şövalyelikle, adaleti güçle harmanlayan bir Türk hanıydı. “Tanrı’nın Kamçısı” lakabı, ona karşı çıkamayan düşmanlarının ona biçtiği bir sıfattır. Kendi halkı onu başka gözle gördü.

Kaynaklar:
* Priscus, Fragmenta (Hun Sarayı Notları) (Birincil Gözlem kaynağı)
* Ammianus Marcellinus (Birincil kaynak)
* İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü
* Lev Gumilev, Hunlar
* Ahmet Taşağıl. Hunlar (2004)
* Edward Gibbon. The History of the Decline and Fall of the Roman Empire
Yazar
Dijital Vakanüvis Udagan
