Tıbbiyeli Hikmet Boran: Gençliğin İstiklal Kararlılığı
Tıbbiyeli Hikmet Boran, Türk Kurtuluş Savaşı’nın ve 14 Mart Tıp Bayramının sembol isimlerinden biridir. Onun hikâyesi, sadece bir öğrencinin cesaretini değil, bir neslin bağımsızlık konusundaki tavizsiz duruşunu temsil eder.
Tıbbiyeli Hikmet Boran Kimdir?
1901 yılında Balıkesir’in Savaştepe ilçesinde dünyaya gelen Hikmet Boran, posta-telgraf memuru Hakkı Bey’in oğluydu. İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda 18 yaşında Askeri Tıbbiye üçüncü sınıf öğrencisiydi. Tıp öğrencileri arasında örgütlenen gizli direniş gruplarının en aktif üyelerinden biriydi.

14 Mart Tıp Bayramı’nın Hikayesi: İşgale Karşı Direniş
14 Mart 1827’de, 2. Mahmud Dönemi Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle ilk cerrahhane, Tıphane-i Amire ve Cerrahhanei-i Amire adıyla kurulması, Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı tarih olarak kabul görmektedir.
1919 yılının Mart ayında İstanbul’da Darülfünun Tıp Fakültesi İngiliz birlikleri tarafından işgal altına alınmıştı. İşgalcilere karşı okulunu kurtarmak için çareler arayan Tıbbiyeli öğrenciler, okulun kuruluş yıldönümü olan 14 Mart’ı topluca kutlamaya karar verdiler. Hikmet Boran önderliğinde büyük bir gösteri yaparak okulun iki kulesi arasına büyük bir Türk bayrağı astılar. İşgal kuvvetleri müdahale ettilerse de durduramadılar. Bu olay, günümüzde hâlâ kutlanan 14 Mart Tıp Bayramı’nın temelini oluşturmaktadır.
Sivas Kongresi: Manda Karşıtı Türk Genci
Sivas Kongresi‘nin toplanacağı haberi tıbbiyeliler arasında yayıldığında öğrenciler oraya bir temsilci göndermeye karar verdiler. Öğrencilerin harçlıklarından topladıkları para yalnızca bir kişinin Sivas’a gidebilmesine yetti. Hikmet Boran’ın Tıbbiyelileri temsilen gitmesine karar verdiler.
Belge sorunu da aşılması gereken bir engeldi. Mektep ve Askerî idare gerekli izin belgesini vermeyince Tıp Talebe Cemiyeti başkanı Ahmet Kemal Bey, Hikmet’in cemiyet adına gönderildiğine dair imzalı ve mühürlü bir belge düzenledi. Böylece Tıbbiyeli Hikmet Boran, cebindeki birkaç kuruş ve belge ile İstanbul’dan Sivas’a düşmana görünmeden yola koyuldu.
Sivas Kongresi’nin devam ettiği günlerin en önemli tartışma konularından biri Amerikan mandasıydı. Kimi üyeler mandayı ciddi bir kurtuluş yolu olarak görüyor ve savunuyordu. 18 yaşındaki Hikmet Boran, manda-himaye konuşulduğunu görünce kürsüye çıkıp, şu konuşmayı yapıyor:
” Murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler, mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar şiddetle red ve takbih ederiz.
(Mustafa Kemal’e doğru dönüp) Farz-ı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz, paşa sizi de reddederiz, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in (lanet) ederiz.”
Bu sözler kongrede büyük bir etki yaratmış, bir sessizlik oluşturmuştu.
(Rivayete göre bu sözler üzerine, Mustafa Kemal’in gözleri dolmuştu.)
Mustafa Kemal bu sözler karşısında delegelere dönerek şöyle seslendi: “Arkadaşlar, gençliğe bakın; Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.” Sonra Hikmet Boran’a dönerek: “Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM!” dedi.
Bu sözlerden sonra Hikmet Boran yerinden fırlayarak: “Var ol Paşam!..” demiş ve Mustafa Kemal’in elini öpmüştür. Mustafa Kemal Atatürk, Hikmet Boran’ın alnından öperek; “Daima ilerici ve devrimci fikirlere alemdarlık etmiş olan tıbbiyenin mümessili olan genç.” diye tanıttı. Bu Türk hekimleri için bir övünç kaynağı kabul edilir.
Sivas Kongresi Sonrası Hekimlik Yılları
Tıbbiye eğitimini yarıda bırakan Hikmet Boran, arkadaşı Yusuf Bey ile birlikte Ankara Cebeci Askerî Hastanesi’nde tifüse karşı aşı üretimi çalışmalarına katıldı. İki genç bu aşıyı bizzat kendi üzerlerinde denemeye gönüllü olarak kabul etti. Bu fedakârlık üzerine Mustafa Kemal tarafından kendilerine rütbe verilmiş ve maaş bağlanmıştır.
Sıhhiye (Sağlık) subayı olarak Büyük Taarruz’a katılan Hikmet Boran, savaş yıllarından sonra İstanbul’a dönüp tıp eğitimini 1922’de tamamladı ve hayatını genel cerrah olarak sürdürdü. Halk tarafından “Tıbbiyeli Hikmet” olarak sevilen ve sayılan bir hekim olmuş, mesleğini büyük bir fedakarlıkla icra etmiştir.
Oğlu Orhan Boran (Sunucu ve Türkiye’de ilk stand-up komedi şovunu başlatan aktör), babasının kendisine Sivas Kongresi delegeliğinden hiç söz etmediğini; bunu 40 yaşını geçtikten sonra Mahmut Goloğlu’ndan öğrendiğini söylemiştir. Büyük tevazu sahibi Hikmet Boran, Atatürk’ü çok sevmesine rağmen rahatsız ederim düşüncesiyle kendini ona ya da diğer yöneticilere hiçbir zaman hatırlatmayı düşünmemiştir.
Mustafa Kemal, yıllar sonra “Acaba bizim Sivas Kongresi’ndeki biricik ateşli genç tıbbiyelimiz nerede?” diye sormuş, Hikmet Boran’a milletvekilliği teklif edilmesini emretmiştir. Cumhurbaşkanına yanlış bir haber olarak öldüğü bilgisi ulaştı. Buna çok üzülen Atatürk, sofra sohbetini sona erdirdi. Atatürk’ün vefatından sonra Hikmet Boran’ın sağ olduğu ve hekimlik yaptığı öğrenildi.
Hikmet Boran 1940 yılında gönüllü olarak şark hizmetine giderek Sarıkamış’ta görev yaptı. 1944 yılında donmak üzere olan askerlerin yardımına gitmek istediği sırada Tüberküloz (Verem) hastalığına yakalandı, bir yıl İstanbul’da tedavi gördü ancak iyileşemedi ve 1945 yılında henüz 44 yaşındayken vefat etti. Naaşı İstanbul’da Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Tıbbiyeli Hikmet Boran Gibi Gençlerimizin Önemi
Onun asıl mirası, bir “öğrenci temsilcisi” olarak, vatanın geleceği, bağımsızlık ve özgürlük konusunda gerektiğinde saygılı kalarak liderlere dahi eleştirel bir duruş sergileyebilme medeniyetini göstermesidir. Henüz 18 yaşındayken vatan sevgisinin ve bağımsızlık aşkının sarsılmaz bir iradeyle birleştiği o tarihi duruşuyla tüm ezberleri bozdu. O gün Sivas’ta sadece bir gencin değil, Türk milletinin bitmek bilmeyen bağımsızlık tutkusunun genç bir bedende vücut bulmuş haliydi.
Tıp doktorların tarih boyunca karşılaştıkları her türlü zorluğa rağmen “vatanın selameti” ile “mesleki sorumluluk” arasında kurdukları o sarsılmaz bağ, onun şahsında cisimleşmiştir. Başta Tıbbiyeli Hikmet Boran olmak üzere bu vatanın görevini en iyi şekilde yerine getirmiş bütün hekimlerimizi rahmetle anıyoruz.
Yazar
Dijital Vakanüvis Udagan
