Eski Türk Çocuk Oyunları
Unutulmaya Yüz Tutan Bir Mirasımız
Teknolojinin hayatımızın her alanına girmesinden önce, çocuklar oyun saatlerini sokaklarda, mahalle aralarında ve bahçelerde geçirirdi. Eski Türk Çocuk Oyunlarında bir avuç taş, bir parça ip, tebeşirle çizilmiş bir kare bile saatlerce sürecek eğlenceler için yeterliydi. Oyunlar aynı zamanda çocukların birlikte hareket etmeyi, paylaşmayı, kaybetmeyi ve kazanmayı öğrendiği gerçek birer yaşam okuluydu.
Türkiye adına UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesine eklenen, dünyanın en eski oyunlarından Mangala’yı size anlatmıştık. (Burdan inceleyebilirsiniz.) Bu içerikte, kökleri çok daha eskilere, Türkistan’daki (Orta Asya) atalarımızın göçebe yaşamına kadar uzanan bu oyunları sizler için derledik. Şimdi sizi bu yolculukta atalarımızın çocukluğuna, bozkırın ortasına götürüyor ve onların hangi oyunlarla büyüdüğünü, Eski Türk Çocuk Oyunlarını birlikte keşfediyoruz.
Eski Türk Çocuk Oyunları

1. Beş Taş Oyunu
Beş küçük, yuvarlak taş yeterli (başka hiçbir malzemeye gerek yok.) Taşlar yere serilir. Oyuncu önce taşlardan birini havaya fırlatır, o havadayken elini çevirip yerdeki diğer taşlardan birini kapmaya çalışır, sonra düşmekte olan taşı da yakalar. Bu, sırayla tek taş, iki taş, üç taş ve dört taş toplanana kadar tekrarlanır; her turda hem el hızı hem de göz-el koordinasyonu zorlanır. Taş düşürülürse veya yanlış taşa dokunulursa sıra diğer oyuncuya geçer.
Bozkırdan günümüz sokaklarına kadar ulaşan bu oyun, basit görünse de aslında çocuklarda motor beceri gelişimini destekleyen kadim bir öğretim aracıydı.
2. Ak Kavak Kızardı Oyunu
Kalabalık bir oyun alanı şart. Çocuklar iki gruba ayrılır, her grup el ele tutuşarak karşılıklı bir sıra oluşturur. Sıralardan biri hep birlikte “Ak kavak kızardı, bize kim gerekli?” diye seslenir ve karşı taraftan bir ismi işaret eder. İsmi söylenen çocuk geriden hız alıp karşı sıraya doğru koşar, kenetlenmiş elleri yarmaya çalışır. Eğer elleri ayırabilirse kendi takımına bir oyuncu kazandırır; ayıramazsa kendisi o takıma katılır. Oyun, bir taraf tüm oyuncuları kendine çekene kadar sürer.
Geniş alanlarda, kalabalık çocuk gruplarıyla oynanan bu neşeli sokak oyunu, hem fiziksel güç hem de takım ruhu gerektiriyordu.


3. Saklambaç (Gizlenbaç) Oyunu
Bugün hâlâ oynadığımız saklambaç oyununun kökeni Orta Asya’ya dayanıyor. Eski kaynaklarda “Gizlenbaç” veya “Karagöz” olarak da geçiyor. Kura ile bir ebe belirlenir. Ebe gözlerini kapatıp belirlenen sayıya kadar sayar, bu sırada diğer herkes bozkırın düzlüğünde, ağaç arkalarında veya çadırlarda gizlenir. Sayma bitince ebe arkadaşlarını aramaya başlar.
Yüzyıllar geçse de bu oyunun temel mantığı hiç değişmedi; sadece gizlenilen mekânlar şehirleştikçe farklılaştı.
4. Aşık (Çiğ) Oyunu
Türk dünyasının en köklü ve yaygın oyunlarından biri. Koyun veya keçinin diz kemiğinden yapılan küçük kemikler (aşıklar) yere çizilmiş bir dairenin içine dizilir. Oyuncuların elinde bundan biraz daha ağır bir kemik, “alka” bulunur. Sırayla, belirli bir uzaklıktan alkayı fırlatarak dairedeki aşıkları dışarı çıkarmaya çalışırlar.
Hem nişancılık becerisi hem de strateji gerektiren bu oyun, göçebe kültürün günlük yaşamından doğan en özgün eğlencelerden biriydi.

Bu oyunlar, atalarımızın çocukları sadece eğlendirmek için değil; onları hayata, topluluğa ve doğaya hazırlamak için nasıl yaratıcı çözümler bulduğunun kanıtı. Dijital çağda büyüyen yeni nesillere bu oyunları tanıtmak, hem kültürel mirasımızı yaşatmak hem de onlara teknolojisiz de eğlenmenin mümkün olduğunu göstermek için güzel bir fırsat.
Yazar
Dijital Vakanüvis Udagan
